Sayfalar

30 Kasım 2011 Çarşamba

Aslında bişey de olmamıştı ama...

      Ben kendi kendime gelin güvey olduğumu sanmıştım o zamanlar. Geziyorduk, tozuyorduk, bazen de cozutuyorduk. Muhabbet çoktu zaten. Anlat anlat bitmiyodu hiçbirşey. O konu da bunu açtı şimdi! Hay Allah. E hadi bunu da anlatıyım bari... diyip devam ediyorduk konuşmaya. Bazen dertleşme, bazen de boş muhabbet işte. Onunla konuşmak hoşuma gidiyordu. Aslında karşımda oturuyor olması bile ne kadar güzeldi. Hani hiç konuşmasak ta, öyle bakışsak... Yeterliydi. Ona bakmak, her bakışımda da tekrar tekrar hayran olmak... Her seferinde karşımda duruyor olmasına hayret etmek! Hayranlığımı gizlemeye çalışmak kısmı biraz sinir bozucu olsa da... Ama çok güzeldi yaaa... Çok tatlıydı. Harikaydı. Yok yok, muhteşemdi bence. Çayına öyle çok şeker atardı ki. Offfff... Çok fazlaydı :) Çayı çok severdi. Sırf biraz vakit geçirebilmemiz için her fırsatta Ona çay alırdım. Yanında da bolca şeker:) Çaylar plastik bardakta ve sallamaydı. Yanında bir de biraz zorlarsan kırılacak gibi ve sıcak çayın içine her sokuşunda eriycekmiş gibi kıvrılan plastik bir kaşık verirlerdi. Ben de sallama çayı biraz batırıp çıkardıktan sonra o kaşığa sarar, ipi üzerine dolar ve sıkardım. Bu hareketi ilk kez benden görmüş olacak ki çok şaşırdı:) Halen benim yaptığım gibi yaptığına eminim. Acaba şu anda sallama çay içtiğinde benim yaptığım hareketi yaparken aklına geliyormuyumdur? Offff.... Herşeyi hoşuma gidiyodu. Konuşması, olaylara karşı verdiği tepkiler. Özellikle de kullandığı mimikler. Bazıları bana da bulaştı sanırım. Tamam ilk gördüğümde çarpılmıştım zaten ama günler geçtikçe, hayranlığımın dibine vurdukça, Onu tanıdıkça aşkımın doruklarına bir adım daha yaklaşıyordum. İşte o zamanlar başladım o uçsuz bucaksız merdivenlerden yukarı tırmanmaya. Çok güzel zamanlardı. Bu şarkı ne kadar da güzel anlatıyor hissettiklerimi...
      Sonra bir anda herşey karıştı. Bir tane gerizekalının yaptığı salakça bir hareketle herşey değişmişti! Acaba o şahsiyet benim hakkımı nasıl ödeyecek. Bütün hayatımın içine eden adama hakkımı helal eder miyim!! Hiç zannetmiyorum.Günlerden bir gün, yaklaşık bir kaç ay sonrasında diyelim, kütüphaneye gitmesi gerekiyordu. Benim de bir işim çıkmıştı ama ne olduğunu hatırlamıyorum. Çok yakın bir arkadaşıma Onunla beraber gitmesi için ricada bulundum. Bir gurup serseri kılıklı hovarda tayfası ne yaptığını bilmez bir şekilde hiçbirşeyden haberi olmayan zavallı arkadışımı bir kenara çekip "Bak gardaş... Bu kızlan aranda bişey varsa bacımız olur, He, eğer yoksa o zaman da senin bacın olur!" demişler! Böyle masumane bir cümleyi kurmak için serserilikleri dip yapmış bir topluluğun adını kullanarak, on kişi toparlanıp, karşına bir adamı alıp soteye çekmişken "bacımız olur" demiş olmanın maksadını tam olarak anlayamasam da, sebebi ziyaretlerinin ve niyetlerinin ne olduğunu çok iyi anlamıştım. O cümle aslında şöyleydi, "Bak gardaş... Bu kızlan aranda bişey varsa biz seni bi pataklayalım , zaten sonrasında niyetinden vazgeçersin, Eh durum böyle olunca da bu kız senin bacın olur!!!". Yok demiş tabiki bizim arkadaş. Doğruyu da söylemiş zaten. Üniversiteye gelmiş insanların böyle çocukça ve cahilce hareket etmeleri ne kadar içler acısı birşey. Biz ilkokulda yapardık bu hareketleri!!! Cehalet'in bir diğer sebebi de ben zannedilerek yapılmış olması. Eğer ki orda yanlışlıkla ben olsaydım ne yapacaklardı çok merak ediyordum. Beni öldürsen başına bela olurum, öldüremezsen daha da beter bela olurum!!! Bu kısımları geçelim. Kendimizi de açık etmiyelim. Gel zaman git zaman, bu tip davranışların bir çoğu okuldan uzak kalmama sebep oldu. Bir gerizekalının illede emziğimi isterim diye tutturması nelere mal oldu! Günler geçti, belki de aylar geçti. Çok uzun süre geçmiş olacak ki bir dersten devamsızlıktan kaldığımı öğrendim. Bu süre içerisinde abluka altına alınmış, iki metre yanına yaklaştırılmayan hatunla görüşme fırsatım hiç olmadı. Etrafında olan biten bütün bu dalaverelerden haberdar olmalıydı! Haberi yokmuydu ki acaba? Nasıl olur? Hadi ben gidemedim yanına ama Sende hiç sormadın ki nerdesin, noldu, nerye kayboldun diye!!!! Olacaklardan çekiniyordum. Çok iyi huyluydu, yüzü hep gülerdi, etrafına neşe saçan bir tipti. Ben kalkıpta olduğum gibi olursam beni kabul etmezdi ki! Ne yapsaydım mesela? Etrafında dolanıp duran iki tane adamı indirsemiydim!!! Bir tanesiyle arası da iyiydi. Hatta benimle arası, onunla olduğu kadar iyi değildi!! O da şerefsiz, şahsiyetsiz herifin tekiydi. Benim ev arkadaşımdı da ordan biliyorum. Bütün gün "Ah ulan... Çok seviyorum ben bu kızı yaaa... Ölüyorum, bitiyorum..." diye anlatırken beni dinleyen , beni zor durumda yakalandığım gün satışa getiripte aylardır ismini ağzımdan düşürmediğim kıza yavşayabilecek kadar yavşak bir adamıdı bu! Hiçbir şey yapamadım. Resmen öylece izledim. Ellerimden kayıp gitmesine seyirci bırakıldım. Ne acı verici. Sanki birileri bana dedi ki, "Seni öldürmiycez, seyredeceksin ki daha çok acı çekeceksin!!!". Çektim de!!!... Bir gün sabrım taştı. Ne olacaksa olacak diyerek okula gittim. Sağlam da gittim. İlk yüzleşmemiz yavşakla değil serseri kılıklı bebekle oldu. Yanağına iki sevecen şaplak vurup emziğini ağzına verip gönderdim. "Hani bizim arkadaşa bir soru sormuşsun ya... Heh işte cevabı. Yengen olur koçum...!!!". Doğruca sınıfa gittim. Ders devam ediyordu. Dersin bitimine kadar dışarıda bekledim. Çıktığı gibi bütün olan biteni Ona anlatmalıydım. Ders bitti. Arkadaşlar bir bir çıkmaya başladı sınıftan. Ve Onu gördüm. Yanına sokuldum. "Hani arkadaşız, dostuz... Ben Sende bir dosttan fazlasını görüyorum..." dedim. Yüzünü astı ve suratıma bile bakmadan gitti. Bende öyle şavalak gibi ortada kaldım!!!... Öylece gitti... Keşke o gün beni dinleseydi... Keşke...

Hikayenin başlangıcı...

      Soğuk bir kış günüydü demiycem tabiki başlarken ve baştan uyarıyım, benim türkçem biraz kıttır. Genellikle de konuştuğum gibi yazarım. Öyle edebi bir yazı falan bekleme yani. Süslü püslü cümleler kuramam. Derin manalar içermez yazdığım şeyler. Ayrıca şu anda psikolojimde çok bozuk. Muhtemelen ilerleyen zamanlarda yazdıklarımı okur sonrada kendi kendime sinir olur hepsini silerim! Neyse, normal bir gündü işte. Üniversiteye gidiyordum. Yeni başlamıştım hatta. I ıııııı!!!... Hiç yer ve şahıs ismi vermiycem malesef. Bu hikayenin içinde olanlar zaten kendilerini bilirler. Bilmeyenlerin de kendinden haberi yoktur! Çarşıya inmek için minibüs duraklarına doğru yürüdüm. Gittim ve o minibüse bindim! Ben ne biliyim o minibüse bindiğimde tüm hayatımın alt üst olucağını! Gerçi o gün o anda, ıssız bir benzinlikteki garip görünümlü, gözleri pörtlemiş, milattan önce oraya oturtulmuş yaşlı bir adam, olabildiğince gizemli ve tedirgin bir şekilde, sanki bağırmaktan sesi kısılmış gibi "Sakın oraya gitme... Hayatın alt üst olacaaaakkkk...." diyip pis pis sırıtsaydı, yine de binerdim o minibüse. Onunla beraber yaşadığım kısacık bir anı tekrar yaşayabilmek için herşeyi en başından yaşayıp, bin kere ölüp ölüp dirilmeye razıyım ben. Neler olacağını önceden bilebilseydim, illaki birkaç ayar çekerdim tabiki. Şu anda "Keşke" diyor olmazdım en azından. Neyse, devam edelim. Minibüste bir tek boş yer vardı. Tabiki Onun yanı!!! İzin istedim ve oturdum yanına. Aynı sınıftaydık bu arada ama okul daha yeni başladığı için simanın tanıdık gelmesinden başka bir tanışıklığımız yoktu. Biraz muhabbet ettik. Bir süre boyunca kafamı çeviripte yüzüne bakma zahmetinde bulunmadım. Muhabbet ediyoruz ama göz ucuyla kaçamak bakışlar atıyorum. Yanımdan kulağıma öyle tatlı bir ses geliyor ki! Etkilenmem için Ona bakmama gerek dahi yoktu zaten. İşte O tatlı sesin sahibini merakla başlayan ve tüm dünyamı alt üst eden an o andı. Döndüm ve baktım! Baka da kaldım!!! Çaktırmamaya çalıştım tabiki! Becerebildim mi bilmem ama böyle birşey var olabilir mi? Yok yok... Kesin rüyadır bu! Bir insanın yüzünde hiç mi kusur bulunmaz canım. Bendeki müthiş hayal gücü kimsede yoktur zaten! Kaç tane insanın yüzüne baktığınızda gözlerinin içinin güldüğünü hissedersiniz ki! Sizi de neşelendirir aynı zamanda. Tarif etmek zor. Böyle neşe dolu, resmen deli dolu, tatlı mı tatlı bişey işte!... O anda benim gördüklerimi görmekte zor. Bunu sonradan anladım. Ben zannettim ki, herkes benim gibi görür. Görse, benim gibi çarpılır. Bir başkası bir görse, göçer gider... Öyle değilmiş meğer. Bunu sonrasında anladım. Bu şarkı o anda neler hissettiğimi benden daha iyi anlatabilir belkide!...
      Anlatabildim mi ki acaba? Evet döndüm ve bakakaldım. Bir düşün, karşında öyle güzel birşey sana tatlı tatlı öyle güzel şeyler anlatıyor ki! Ne dediğini duymuyorum. Dediklerini duymaya, umursamaya çalışıyorum. Zorluyorum kendimi. Aklımın başımdan gitmişliğini belli etmemek üzerine tüm çabam! Ben takılmışım o anda. Sesinin güzelliği kendisiyle birleşince...!!! Uçtum, döndüm durdum, ayaklarım resmen yerden kesildi!!! Bir baktım ki son duraktayız. Yahu ne çabuk geldik!!! Bi tur daha atsaydık. Yolu uzatsaydık. Ne biliyim işte. Niye hemencecik geldik? Nereye yetişmeye çalışıyoruz ki biz? Ben daha otururdum da, şöför amcamız kızmasın diye indim tabiki. İndik ve ben konuşmaya devam ettim. Gitsin istemiyorum. Herhalde tüm hünerimi kullanmışımdır o anda. Ne desem de hoşuna gitse, sonra da laf lafı açsa? Bunun derdindeyim.Yakındaki bir meydanda birkaç tur attık. Neler saçmaladım acaba! Hiç hatırlamıyorum. Ne dediğimin bir önemi yoktu ki zaten! Birazcık daha dursaydık. Hadi biraz daha... E hadi sıyır bişeyler... Dikkatini çekmelisin. Gir işte bir konudan yahu...
      Anlatmakla tarif edilemiycek, yaşanmakla doyulamıycak bir andı. Keşke tekrar aynı anı doyamıyasıya yaşayabilseydim. Keşke...
Hadi bakalım, bugün Duman cıyız...

29 Kasım 2011 Salı

Niye aşık olamıyorum ki!!!...

      Ne demek şimdi bu. Niye aşık olamıyorum ki! Sebebi basit. Zaten aşığım. Halihazırda aşıksam eğer, nasıl bir başkasına aşık olabilirim ki?


      Nasıl diyim mesela... Hmmmmm... Öyle bir kıza aşığım ki. Hiç umut yok dememeliyim. O da beni seviyor çünkü. En azından son gördüğümde öyleydi!!! Bana bişey demesine gerek yok. Halini, hareketlerini, bana bakışını görsen sen de anlarsın. Bu kız buna aşık dersin mutlaka. Müneccim olmaya gerek yok bunu anlamak için. Beni bırakması gerektiği günden beri tüm çabam hayatımı devam ettirmeye yönelik. Onu bile zor başarıyorum bazen. Çok açık anlatamıycam ama beraber olmamız pek mümkün değil işte!!!... Neresinden bakarsan bak bu eziyeti çekiyor olmak hiçte adil değil. İsyan etmiyorum. Yoktur öyle huylarım. Bazen kızmıyor da değilim. Biraz gayret ve savaşmak gerekmez miydi diyorum. Kendimce yapabileceklerimi yaptım diyorum ama o da öyle düşünüyo mudur bilmiyorum. Bu kadar sene sonra bu hikayenin sonu mutlu son olmalıydı.  Biraz kızgınım, biraz da kırgın. Kızgın yada kırgın olmaya hakkım olmasada kendimi öyle hissediyorum işte. Depresyondan olsa gerek! Ama Onu hala ççookk ama ççookk seviyorum. Kahretsin! Allah beni bildiği gibi yapsın. Böyle kötü ve sitemkar yazsamda biliyorum ki, şimdi, tam şu anda karşıma dikilse ve bana öyle baksa, ben yine erirdim, biterdim!!!