Sayfalar

11 Şubat 2012 Cumartesi

Uzun bir aradan sonra...


Yoruldum artık! Onsuzluk ve bu psikolojik dengesizlik beni bitirdi. Yaşıyorum. Hala yaşıyorum. Son iki ayım o kadar karışıktı ki, halen nasıl yaşadığıma şaşıyorum! Yaşamak için yaşamaya devam ediyorum. Aynen bir robot gibi. Kendimi her sabah programlıyor, yapacaklarımı yapıyorum.... dızzzzttttt, çiyuvvvv, dızzztttt... ve ertesi gün için enerji depolamak adına uyuyorum. Hor hor hor ve didididitt didididitt... Sürekli çekyatta yatmak zor iş. İnsanın heryeri ağrıyor kalkınca. Bir süre yatıcaksanız iyi de uzun süre yattım mı omuzların, sırtın tutulmaya başlar!! Belkide ben yaşlanmışımdır artık. Bilmiyorum. Gerektiği zamanlarda, aklıma gelirse, midem kazınırsa yemek yiyorum!!! Hiçbir amacım yok! Hiçbir beklentim yok! Yaşıyorum.

Çok eski bir kafe vardı. Her fırsatta giderim oraya. Geçmiş doğum gününde de ordaydım. Salep içiyorum genelde. Soğukta iyi geliyor. Güzel de yapıyolar. Onun doğum gününde o kafeye gittiğimde dışarda oturdum. Sigara içiyorum çünkü!!! Yine salep söyledim kendime. Sonra sevimli bir kedi yaklaştı yanıma. Sırnaştı biraz :-) Standart kedi hareketleri işte. Kendini kabartıp sürtünmeler, al beni sev der gibi bakışlar... :-) Üşümüş gibiydi. Biraz onu sevdim.:-) Çok yüz bulmuş ve acıkmış olacak ki salep'imi içmeye başladı :-) Garson gelip kediyi kovana kadar hiç sesimi çıkarmadım. Benim için bir mahsuru yoktu. Onun da kısmeti oymuş demek ki. Rızkı oymuş ve o kadarıymış. Hoş bir anı olarak kalacak sanırım. Üsküdarda bir yer var. Böyle ağaçlık falan... Benim için hava soğukken gidilmesi gereken bir yer. Huzur bulduğum nadir yerlerden birisi. Bir de Sarıyerde bir otel var çok sevdiğim. Biraz pahalı olsada iki defa orda kalabildim onun yokluğunda. Duş aldım banyosunda... Yatağında yattım... Huzur veren bir yer değil aslında benim için. Daha çok hüzün veren bir yer. Ama üzülsemde onu hayal edebiliyor olmak ve hissetmek yine de çok zevkliydi. Tartışılamayacak kadar hoş bir hüzün benimkisi.Caddebostan'a her gidişimde oradaki sinemada mutlaka bir film izlerim. Çıkınca da illaki mantı yerim. Hemen alışverişmerkezinin yakınında zaten o mantıcı. Zeytinburnunda sahilde bir tur atmazsam oradaki bir banka oturup denizi seyretmezsem rahat edemem. Bir de eminönü yakınlarında kahvaltı etmek gerekir. Eski görünümlü hoş bir mekan. Birazcık soğuk sadece :-) Beşiktaş'a gittiysem sahildeki simitçiye uğramam gerekir. bir çay bile içsem yeterli olur. Çok açsam soya soslu tavuk yerim. Yıldız parkı başka anılarından dolayı pek cazip görünmüyor gözüme. Oraya hiç gidesim yok. Ortaköydeysem kumpir alıp sahildeki aynı banka oturup yemeliyim mutlaka. Kilo alıcam bu gidişle :-) Karşıya illaki vapurla geçerim. Mümkünse yan tarafında ve açıkta oturmalıyım. Tam olarak iki camı ortalamalıyım. Gözlerimi kapatıp hayatımın en heyecan verici dokunuşunu tekrar tekrar yaşamalıyım orda. Gözlerimi kapatmam bile onu yaşamam demek zaten. Ondan öğrendim çünkü. Gözlerini kapat ve hisset. Sonrada bana hissettiklerini anlat. Eklemeden, çıkarmadan, olduğu gibi anlat.Bütün bunları da yapmasaydım nasıl dayanabilirdim ki bu yalnızlığa!!! Son zamanlarda içimde kabardıkça taşmasın diye üstünü kapatmaya çalıştığım şu özlem duygusu beni çok zorluyor. Kalkıp yanına gidesim geliyor. Bi içeri girip bakıp çıksam sadece!!! Olmaz mı ki!!! Yakınlardaki bir banka otursam görebilirmiyim acaba??? Halen bende duran emanetini vermek istiyorum aslında. Onun çünkü o. Benim değil ki! Alır mı acaba??? Bazen diyorum ki, gidiyim ve arıyım. Bana sadece 10 sn yeni ayır diyim. Gelince de emanetini veriyim ve oradan hızlıca uzaklaşıyım. Olabildiğince hızlı. Hatta geldiğinde hiç yüzüne bakmıyım! Bakarsam dönüp gidebilir miyim???!!! Bilmiyorum. Ama son günlerde kafamı kurcalayan en büyük düşünce bu... Olur olmaz! Yaparım yapamam!!! Bilemiyorum. Yapmalımıyım? Onu da bilmiyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder