Sayfalar

7 Aralık 2011 Çarşamba

Yine kötü bir gün...

İlaç bağımlısı olmaktan korkar oldum! Bin çeşit ilaç içiyorum. Doktora gidiyorum güya! Birsürü farklı psikiyatriste gittim. Hep aynı şeyler. Depresyondasın!!! Tamam depresyondayım diyelim. E peki nasıl düzelecek bu illet. Habire basın antidepresanları. Bütün gün leyla olalım. Gerçi onlar da kesmiyo artık. Hem niye depresyonda olmam gerekiyor ki! Üzülüyo olamaz mıyım? Normal değil mi üzülmem! Bende birsürü araştırdım ordan burdan... Seninki Takıntılı Aşk deseler anlarım mesela. Daha bu teşhisi koyan olmadı. Ya da ne biliyim işte... Ama nasıl üzülmiyim ki ben!!!... Ne berbat bir haldeyim. Ayrıca benim yaşamsal bir sıkıntım yok. İdare ediyorum bir şekilde. Yalancı gülümsemeler, sahte mutluluklar... İyi beceririm bunları. Ama her yalnız kaldığımda aklımda hep O var. Bu bazen hoşuma gidiyor. Hayal etmek. Güzel anları düşünmek. Genellikle de hoşuma gitmiyor! Özlüyorum. Deli gibi özlüyorum. Kalkıp yanına gidesim geliyo. Gidemiyorum tabiki!!! Bende moral bozukluğu görüntüsü veren şey özlemim aslında. Kimseye anlatamıyorum da! Onu çok merak ediyorum. Nasıl acaba? Haber de alamıyorum ki bir şekilde! Sonra da düşünüyorum. Hadi diyelim ki haberini alabildim. Ya kötüyse!!! O zaman napıcam! Duramam ki ben. Diğer taraftan bişey de yapamam! Öyle salak gibi izlerim işte!!! Önceden olduğu gibi! En kötü şey bişey yapamamak zaten! Oturup seyretmek zorunda kalmak en kötüsü! Bir şey yapmaya kalkışsam daha da kötü olacak! Offfff... Ufffffff.... ve Pufffff... İşte bu bloğun adı bu yüzden böyle. Yakında doğum günü var. Aklımdan bin tane şey geçiyor. Şunu alsam da göndersem vs.... Hiçbirini yapamıycam biliyorum! Hiçbirşey yapmamış olmam Onun için "Beni unuttu!" anlamına mı gelir acaba? Yoksa aslında mutlaka birşey yapardı ama yapamaz mı der!!! Belkide aklına bile gelmem dimi!!!

Denecek başka ne var ki!

Başka söze ne hacet...


Şarkılar yeterli midir hislerimi anlatmaya?

      Aradan seneler geçti. Görüşmeyeli 9 yıl,  konuşmayalı çok daha fazla olmuştu. Herşeyde bu cümlenin kurulmasıyla başladı. Çok ayrıntıya girmiycem. Aslında belkide en önemli noktaları buraları ama ayrıntı verirsem kim olduğum da ortaya çıkar. Yaklaşık 1 sene süren bir ilişkimiz oldu. Her anı aşkla yoğrulmuş, sevginin tavan yaptığı, ayaklarımın yerden kesildiği müthiş zamanlar yaşadım bu dönemde. Elimden geldiğince yanında olabilmek, Ona güç verebilmek için tüm gücümü sarfettim. İlerleyen zamanlarda yine birşeyler ben anlayamadan değişti! Bir süre görüşmesek demeye başlamıştı! İlk söylediğinde kabullenemedim dediği şeyi. Bir süre görüşmeyelim! Onu o kadar iyi tanıyordum ki, ne olduğunu anlamam için sadece ses tonunu duymam yeterliydi.  Bir ümitti işte benimkisi. Boş bir ümit.



      Ama şu anda, en azından sebebime yapıştığıma inanıyorum. Mutlaka yanlışlarım olmuştur. Mutlaka eksik yaptığım şeyler olmuştur. Ama beni ben yapanı son damlasına kadar Ona verdiğime inanıyorum. Yine eski günlerdeki gibi olmuştu. Onun ısrarı üzerine Onu bir süre yalnız bıraktım ve yine ellerimden kayıp gitti. Çok detay veremiyorum. Ama verebilseydim, halen seni seviyodur derdiniz. Mecburi ayrılığımızın üzerinden ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum şu anda! Bana yıllar geçmiş gibi geliyor. Olmadı tabiki o kadar. Az oldu. Belki iki ay olmuştur. Belki de üç! O anda biraz kızdım. Kırgınlığım çok daha fazlaydı. Yaşanılanları kimse inkar edemez. Ama isterdim ki, beni o durumda bırakmasın. Olayların karmaşasından olacak ki, ruhum dayanamadı ve iflas etti. Depresyonumun en dip yaptığı zamanda yapmasaydı keşke. Bir kaç iyi niyetli hareketi yada birkaç iyi sözü beni biraz olsun düzeltirdi. Depresyonumun sebebi de şu "Bir süre görüşmeyelim!" ve türevleri düşünceleriydi. Bana hayatından bir iki yapmacık gün ayırsaydın çok mu şey vermiş olurdun? 


Yorgunum 
Artık aşktan 
Sensiz baştan başlamam 
Kendimi kandırmam 

Yıllar geçmiş 
Aşklar dinmiş 
Derken bir gün çıktın karşıma 
Aldın koynuna 
Şimdi neden yoksun yar 



Çok yorgunum 
Artık aşktan 
Sensiz baştan başlamam 
Kendimi kandırmam 

Uzaktasın belki başka kollardasın 
Kim bilir kimlerin koynundasın 

Çok yorgunum artık aşktan 
Sensiz baştan başlamam 
Kalbimi kandırmam 
Çok yorgunum çok artık aşktan 
Sensiz baştan başlamam 
Kendimi kandırmam 
Çok yorgunum sensiz aşktan 
Artık baştan başlamam kalbimi kandırmam

      Ona söz vermiştim. Git dediğinde giderim demiştim. Kaybolurum, yok olurum demiştim. Öyle de oldu. Ben sözümü tuttum. Tutmaya da devam ediyorum. Ama çok zor. Bu sözü tutması çok zor. Tekrar ortaya çıksam ortalık fena karışacak. Onu da biliyorum. Zaten çok kötü durumda. Ona bunu yaşatamam. O iyi olsun, şağlıklı olsun diye ne kadar çok çaba sarf ettim bilemezsin! En son görüşmemizde iyiydi.. İnşallah daha da iyi olmuştur sonrasında. İkilemim çok kötüydü. Karşımda herşeyden çok sevdiğim biri var. Onu çok seviyorum. Deliler gibi de aşığım. Ama doğruyu yapmasının tek yolu beni bırakması. Hep iyi olsun isteyen ben ne yapmalıydım bu durumda! Israrcı davransaydım kötülük yapmış olacaktım. Allah bilir ama yanlış'ı yapmasını sağlayacaktım belkide. İyi olması için ben olmamalıydım ortalıkta. Aynı zamanda iyi olması için ben olmalıydım! Bu nasıl bir hayattır ki! Nasıl bir şeçim hakkıdır! Her iki durumun da kötü olduğu bu seçimi nasıl yapabilirdim ki! Artık çok zor yaşıyorum. Zaten berbat olmuş hayatım iyice çekilmez bir hal aldı. Onunla bütün bağlantımı kestim. Acaba iyimidir? Sağlıklımıdır? Hiçbirşey bilmiyorum. Çok ta merak ediyorum. En azından hayatında iyi bir yerim olsun istiyorum.  Belki bir gün O da "Keşke..." der. "Keşke git demeseydim" der belkide!!! Desin mi? Demesin mi? İşte bu bile zor cevaplanacak bir soru. Bunu demesi için kötü zamanlar geçirmesi gerek. Ama ben bunu istemem ki! Kötü bir anı bile olsun istemem ki! Derse bana dönebilir de demek! Bunu da çok isterim. Ama herşeyden önce, hayatım boyunca istediğim gibi, sadece ve sadece iyi olmasını istiyorum. 


Bundan 14 sene önce Ona evlenme teklif etmek için aldığım yüzük halen çekmecemde saklı. Yine veremedim! Bu sefer vermek için fırsatım dahi olamadı! Gelsin diye bekleyemedim bile!!! Ben ne yapıcam şimdi! Hiç bilmiyorum. Hiç... O kadar yıl sonra geldiğim nokta yine aynı. Ölmek istiyorum. Yok olmak istiyorum. Kaçıp gitmek istiyorum! Geldiğim noktada yine koca bir HİÇ var... Koskoca bir HİÇ!!!...


5 Aralık 2011 Pazartesi

Ölmeli miydim???

Heyecandan patlamak üzereydim! Önce şöyle yaparım, sonra bunu derim, böyle derse de onu derim vs... vs... Her zaman düşünülüp bir türlü yapılamayan yada söylenemeyen sözler işte! Kafamdan binbir türlü şey geçerken bir anda ümitsizliğim baş gösterdi. Acaba gelicek mi? Ya gelmezse! Bak bu ihtimali hiç düşünmemiştim şu ana kadar. O zaman napıcam? Yaptığım şey zaten dibin dibindeki bir adamın son çırpınışlarıydı. Bu noktaya gelmişken tökezleyemezdim. Gelmeliydi. Gelemese bile haber vermeliydi. Cep telefonum yanımdaydı. Arayıp gelemeyeceğini bildirebilirdi mesela. O zaman üzülmezdim. Ertelerdim sadece. Belkide umurunda bile değildim! Belkide beni sallamak adına "Olabilir" dedi. Ne biliyim işte... Ama bir kez olsun beni dinleseydi. Nolurdu ki? Sanki hiç mi beraber gezmedik. Burda yemek te yemiştik daha önceden. Yapmadığımız bişey değildi ki! Hem ben ona ne yaptım? Hiç.... Koca bir hiç yaptım! Ayağına ayak bağı olmadım. Başına bela olmadım -ki o yavşak arkadaşımın bana yaptığından sonra en azından ufak bir haraket yapma hakkım vardı! Hatta bir kere hayatını bile kurtardım o yavşağın! Üstüne üstlük, farkında mıdır bilmem ama başındaki belayı def ettim aslında!!!... Ne diye yaptım ki o kadar şeyi. Bu adamlar serseri sıfatının bir üst kademesindeydiler. Hatta bir keresinde beni silahla kovalamış ve arkamdan birkaç el ateş etmişlerdi. Çok şükür ki hızlı koşabiliyordum ve sokağın köşesini çabuk dönebilmiştim! Keşke o salakla uğraşmasaydım da bizim yavşağa musallat olsaydı! Bana yaptıklarını ve o salakla yaşadıklarımızı hiç anlatmadım ama bizim yavşağın onunla uğraşabileceğini hiç zannetmiyorum! Muhtemelen kaçardı... Hatta riske bile girmezdi. Hemen bırakırdı bizimkini!!!... Salak salak düşüncelerle bir saat geçti ve bir saat daha. Sonra bir saat daha!!! Bütün bakışlar benim üzerimdeydi. Bazıları üzgün bir şekilde, bazıları ise "Hehehehe salağa bak!!!" dermiş gibi bakıyordu!!! Mekan sahibi yanıma geldi.
- Oğlum gelmiycek galiba, dedi
- Biliyorum! dedim
- Zaten az sonra kapatıcaz. Sende evine git istersen. Bunlar burda kalsın. Belki yarın gelir!?
Bir şey demeden kalktım ve dışarı çıktım. Hiçbir şey hissetmiyordum. Ne yapacağımı bile bilmiyordum. Bir sağıma bakındım, bir soluma... Bi tarafa doğru yürümeye başladım. Aklımdan bir sürü şey geçiyordu. Ne kadar değersiz bir adam olduğumu düşünüyordum sürekli. Salaksın diyordum kendi kendime. Niye gelsin ki! Neden! Senin için mi gelecek!!! Sen kimsin ki! Koca bir hiçsin!!!... Nerden böyle bişeyin olacağı ümidine kapıldın ki sen! Gerizekalı mısın? Seni görmüyo bile artık. Sen hakkını kaybettin. Adam gibi dayağını yiyecektin ve daha değerli olacaktın. Ne diye uğraştın ki o kadar. Yiyeceğin alt tarafı bir sopaydı! Korkak!!!... Korkaksın!!!... Artık anlatsan da bişey değişmez. Göremiyomusun olanları! O gerizekalıyla uğraşacağına, o yavşak arkadaşını korumak yerine onların ellerine bırakacaktın!!!... Salaksın işte... Salaksın!
Dolandım durdum sabaha kadar. Sokaklarda kimseler yoktu benden başka. Bazen  bir yere çöküp kalıyor, ağlıyıp duruyordum. Bazen de kendi kendime kızıyor ve malum şahıslar için yanımda taşıdığım silahı çıkarıp alnıma dayıyordum! Sonra yine bir ağlama başlıyordu. Kafam o kadar karışıktı ki! Hiçbir şeye odaklanamıyordum. Üzülüyormuydum yoksa kızıyomuydum bilmiyorum. Sanırım ikisini de bir arada yaşadım bir süre. Aynı anda hem hapşırıp hem de öksürmek gibi! Sinirimin doruklarına varıp kendimi öldürmeye niyetlendiğim an içimi kaplayan hüzün gözlerimden akmaya başlıyordu. Beni her seferinde durduran düşünce kendimi öldürdüğüm zaman cehenneme gideceğim gerçeğini hatırlamamdı! Bundan birkaç ay öncesine kadar umurumda olmayan bu düşünce şimdi beni durdurmaya çalıyodu. Başarıyordu da! Artık birkaç insan görmeye başlamıştım sokaklarda. Nereye gittiğimi bilmez ve umursamaz bir şekilde yürüyordum. Ve sabah ezanı okundu. İçimden bir şey o kadar çok bastırdı ki "git" diye... Dinlemek zorunda kaldım ve oradaki camiye gittim. Abdest aldım. Göğüs kafesimin içine koca bir şey sokmuşlardı sanki. O da orda takılı kalmıştı. Ne yapsam çıkmıyodu! Gözlerim ağlamaktan şişmiş, kulaklarım donmuş, bacaklarımda derman kalmamış bir şekilde caminin içine girdim. Önde birkaç saf toparlanmış bekliyorlardı. Sonra caminin imamı geldi ve namazı kılmaya başladık. Allah affetsin aklımdan geçenleri durduramıyordum. Namaz kılıyordum ama bir yandan da düşünmeye devam ediyodum. Namaz bitti. Tesbih çekildi. Herkes duasını etti ve kalkmaya başladı. Ben kalkmadım. Daha duam bitmemişti çünkü. O anda içime soktukları o koca şey çıkmak istedi sanki. Öyle bir bastırdı ki! Sinir harbiyle karışık bir üzüntü şeklinde çıkıverdi. Hem ağlıyor, hemde öyle kötü dualar ediyordum ki! Hepsi kabul olsa, o insanların hayatı zindan olurdu!!! Bilseler, hiç yaşamak istemezlerdi!!! Kafamı öne eğmiş neler neler diyordum!!! Birisi geçerken, hadi kalk dermiş gibi iki kere omuzuma dokundu. Okşadı diyelim. Kalkmadım. Biraz zaman geçti. Yine omuzumda bir el hissettim. Sanırım kendimi bilmez bir şekilde aklımdakileri ağzımdan çıkar bir hale getirmiştim.
- Oğlum bu kadar çok ağlayarak böyle kötü dualar etme, dedi.
Kafamı kaldırdım. Karşımdaydı ama göremiyodum ki gözyaşlarından!!! Bulanık bişeydi işte karşımdaki. Ben ona yaşayan ak sakallı dedem diyorum şimdi. Belkide sakalları ak bile değildi! Göremedim!!! Bana dedi ki,
- Sen itaat et, sebebine yapış ve ne olursa olsun hep iyi dualar et.
O anda beni etkileyen neydi bilmiyorum ama halen bu üç şey üzerine yaşarım. O gün o dakikadan sonra hiç kötü dua etmedim. Tamam bazıları için iyi dua da etmedim ama Onun için hep iyi dualar ettim. Hiç bir karşılık beklemeden hep iyi olmasını istedim Rabbimden. Benim olmasını değil, iyi olmasını istedim. Beni dinlemesini değil, huzurlu olmasını istedim ve böylece yıllar ve yıllar geçti... Ama içimde hep bir keşke kaldı. Keşke bir kere olsun konuşabilseydim...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Koskoca 60 Dakika!!!

Tüm hazırlıklarım tamamdı artık. Davetimide yapmıştım. Gelir diye ümit etmiştim. Gelmeliydi. Nolurdu ki gelse. O kadar yaşanmışlığın hatırına son bir konuşma. Dinlemek gerekmezmiydi bu adamı? İlk ve son kez dinlenemezmiydi? Ben tabiki söylediğim satten çok daha erken başladım çalışmalara. Çiçekçiye son bir kez uğradım. Hmmmmm... Güzel olmuş güzel. Ellerine sağlık. Şimdi bunu dökmeden, bozmadan götürelim. Kazasız belasız yemek yemeyi planladığım mekana vardık. "Yahu ortalık yere koymayın şunu. Şu arkaya koy. Dikkat et olm. Buraya kadar sağ salim getirdik, son dakkada bi sorun çıkarmayın bana.". Stresliydim. Ayrıca çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk kez birisine evlenme teklif edecektim. "Not kağıdını ver bakıyım." Yüzüğün bulunduğu kutunun içine ufak bir not yazdım. Onu illaki okuyacaktı. Merak edecekti ve yüzüme bakacaktı. İşte o anda söyleyecektim. Tamam. Artık herşey hazır. Yaklaşık 1 metreye 2,5 metrelik çiçek havuzunun tam ortasına yerleştirdim yüzüğü. Kapağı açık tabiki. Görünsün dimi. Sonra garsonlara sıkıca tembihledim. "Bakın yemek yicez sonra masayı komple kaldıracaksınız. Çiçeği getireceksiniz. Bi sakarlık yapmayın bak. Rezil etmeyin beni burda. Şu şamdanlar masanın etrafında dursun. Şurdakileri de alın. Her köşeye koyun bir tane. Geldiğinde biriniz de şu mumları yaksın. Şu ışıkları kapatın mutlaka. Hafif loş olsun ortam. Biz yemeğimizi bitirmeye yakın şu şarkıyı çalın. Sesini fazla açmayın. Mırıldanırmış gibi gelsin. Benim sesimi bastırmasın yani. Bu şarkı çalarken birkaç şey söylemek istiyorum.
Mekan sahibine ne kadar dua etsem azdır. Adam az uğraşmadı o akşam. Masa ortada bir yerde. Etrafındaki masalara müşteri alınmıyor. Allah razı olsun adamcağızdan. Ne diyim. Eveeeet... Artık herşey hazırdı. Sıra en zor işi yapmaya geldi. Beklemek!!!... Daha da bir saat var!! Offff.... Yuhhhh yaaaa.... Yıllar geçti, şu bir saat geçemedi bir türlü!!!


1 Aralık 2011 Perşembe

Yalnızlığın sefaleti!!!

Öyle bir dip yaptım ki! Sorma gitsin... Yerin dibine bir girdim, çıkmak için çırpındıkça daha da dibe vurdum. Ne olmuştu? Hiç...!!! Koca bir hiç...!!! Bu "Hiç" nasıl anlatılır ki? Bu hiç-liğin sonu nasıl oldu da aşka gitti ki? Platonikliğin de ötesinde. Birşeylerin yaşanıp yaşanmadığı bile belli olmayan garip bir platoniklik!!! Çok istememe rağmen gözünün içine bakamadığım bir platoniklik bu! Karşısına geçipte "Bu yavşak Seni harcar!" diyemediğim, demeye çalıştığımda da terslendiğim, platonik bir aşk! Her gün gözümün önünde eriyip giden bir aşk! Ne olmuştu ki? Neden bu kadar sinirliydi? Nedenler, niçinler kafamın bir yerinde dolana dursun, izlemek, baka kalmak, seyirci olmak ne kadar zor bir iş! Sonunu bile bile lades'i eline almak gibi...! Bir süre terslendikten sonra vazgeçmeye zorladım kendimi. O saatten sonra oturup konuşsan ne olacaktı ki? Sevgilisi gibi davrandığı şahsın arkasından atıp tutmakla çözülürmüydü bu iş! Hem de ben söyliycem! İnanırmıydı ki? Bana Ben onu seviyorum derken?!!! Bana kim inanırdı ki? "Hadi len... Ne kadar kötü kalpli bir adamsın. Şu şeker gibi adam hakkında neler söylüyosun! Benim sevgilim o dediklerini yapmaz! Sen her çekemediğin adama böyle yakıştırmalar mı yaparsın? Arkasından böyle kötü mü konuşursun? Hem sen kimsin ki.... Zzzzzzz...." dese mesela! Ne diycektim. Gerçi dinlemedi bile. Bu hayatta herkes kendi hatalarıyla yaşar dimi? Aynen benim gibi! Yapıcağım şey belliydi. Seyretmiycektim olanları. Umurumda olmayacaktı hatta... Öyle kenara sıkıştım ki. Bir yanda herşeyden çok sevdiğim bir insan dururken, Onun kandırılışını izlemek zorunda kalmam ne kadar acı vericiydi!!! Ne büyük eziyetti. Kendime eziyet etmeyecektim. Tamam ben böyle karar verdim ama insan böyle olsun diyince olmuyo ki! Bunu bir de birilerinin gönlüme anlatması gerekiyordu! Hiç söz dinlemez mi bu velet!!!  Belki de doğrusu zorla da olsa bir kenara çekip, bu adam bu işte... diye anlatmaktı. Denedim. Kendimce çok çaba sarfettim. Ama terslenmekten, keyifsizliği yüzünden belli olan bir suratla yüzleşmekten bıkmıştım. İçimden bir ses diyordu ki "Belli ki sana yar olmayacak!". Gönlümün sesini bastırmalıydım! Daha ne diye hatırlatıyorsun ki bana! Ben hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim.
Sen hiç görmedin, sonu baştan yazılmış... Bitti... Bitti.. Bitti kelimelerim... Evet aynen böyle işte. Unutmaya çalışmak bile ne kadar zorladı beni. Hayatımdan vazgeçmek zorunda kaldım. Yapmam gereken birçok şeyi yapmamam gerekiyordu. Görünce yolumu değiştirmeli, göz göze gelmemeli, hakkında iyi yada kötü hiçbirşey duymamalıydım. Arkadaşlarımı değiştirmeliydim mesela. Sadece benim unutma çabam yetmiyordu, bilenlere de unutturmalıydım. Ben unutucam diyince unutulmuyor malesef. İllaki hatırlatanlar oluyor. İyi niyetli olduklarını bilsem de, Onun hakkında kötü birşey söyleyenmesine dayanamıyordum. Bana tekrar ve tekrar hatırlattıkları için ayrı, beni gaza getirdikleri için ayrı sinir oluyordum. Bu sebepten dolayı bir çok arkadaşımı öyle kötü tersledim ki! Hatta haddime olmadan birkaçının üzerine bile yürüdüğümü hatırlıyorum. "Sus lan suuuuussss!!!...". Onun başına kötü birşey geldiğini duysam dayanamazdım ki! Ortalığı ayağa kaldırırdım. Ama kaldırmamalıydım da aynı zamanda. Aklım orda olursa nasıl unuturdum ki!!! En sonunda gözlerimi kapadım, kulaklarımı tıkadım! Başka yolu yoktu. Ruh gibi yaşadım bir süre. Ne geldiğimi duyarsın, ne de gittiğimi. Yalnız takılırım ben!!! O an için yalnızlık iyi bir çözüm gibi görünse de sonrasında daha büyük facialara yol açtı! Sosyallik sıfır, o kadar konuşan benin ağzından bir kelime çıkması için uğraşmalısın. Yoksa hiçbir şey duyamazsın! Yok uğraşmıyım dersen, sen bana bakarsın ben de sana bakıp hayallere dalarım!!! İşte bu durum ve karmaşa zaten dipte olan beni iyice yerin dibine sokmuş, benliğimi benden almış, psikopatlık derecesinde anti sosyal biri yapmıştı. Yine günlerden bir gün oturmuş ve saçma sapan düşüncelere dalmışken, neredeyse ölümüme sebep olacak o kararı aldım. Sanki çok önemli bir doğa kanunu bulmuş gibi gözlerim parıldadı. Başımın üstünde yanan ampulün watt'ının kaç olduğu belli değil!!! "Düşün bakalım. Sence O nasıl birisini ister. Sen zaten sen değilsin artık. Bir de Onun isteyebileceği bir tipe bürün bakalım ne olacak. Sonra da öyle bir hareket yap ki boş olmadığını ve ne kadar ciddi olduğunu anlasın.". Hmmmm... Peki ne yapmalı? Evet... Buldummmm... Ben bu kızı seviyorum dimi? Evet. Hala seviyo muyum? Evet. Bu gidişle delirecek miyim? Evet. Sanki çok normalim de!!! Deliriceğimi düşünüyorum! Ama doğru. İnsan ne kadar anormal olursa olsun, emin ol daha da anormali var bu işin! Peki ne yapmalıyım? Tabiki evlenme teklif edicem. Daha ciddi ne yapabilirm ki!!! Şimdi biraz silkelen. Kendine gel. Git bi traş falan ol. O saçların hali ne öyle yaaa.... Papaz gibi olmuşsun. Git üstüne bişeyler al. Sen ne zamandır yıkanmıyosun dimi!!! Ayyyyyyy.... Pis herif!!! Allandım, pullandım, süslendim, yıkandım... Buyrun efendim, afiyetle öldürebilirsiniz. Namaz kılmaya başladım. Öyle çok sarıldım ki dine... İyiki de sarılmışım. Hala hayattaysam, bunun sebebi işte böyle yapmamdır. Allah affetsin. Evet, kendimizi hazırladık. Daha tam kıvama gelemesek te, Onun isteklerine yakın olmuşumdur düşüncesi belirmeye başladı kafamda. Şimdi bir de organizasyon yapmak lazım. Biraz da para lazım tabiki. Hmmmm... Evet, evet öncelikle güzel bir çiçek yaptıralım. İçki kullanmıyorum. Şampanyasına iple salamam yani yüzüğü!!! Ben Sana evlenme teklif ediyorum da kabul etme diye böyle yaptım demiş olurum! Tamam, ben baştan mevkiyi belirliyim. Şu lokanta gayet şık. Evet oraya gitmeliyiz. Zaten bir kere orda yemek yemiştik. İyi bence. Hem sahibini de tanıyorum. Şu masa nın yeri güzel. Bu masayı bana ayırın. Şimdi masanın enini boyunu bir ölçeyim bakayım. "Napçaksın olm masayı ölçüp?"... "Üstünde kıvırıcam da sığar mıyım diye bakıyorum! Napıyım olm. Masa kadar çiçek yaptırıcam işte." Şimdi çiçekçiye gidelim. Evet şu çiçekler güzelmiş bunlardan koy. Biraz da şunlardan. Elini korkak alıştırma yahu. Koysana şunları da!!! Tam ortasına da şöyle bişey dik. Yüzüğü oraya koyucam. Tamam sen bunu hazırla ben lokantayla da görüşeyim tekrar. Bak şu gün tam şu saatte oraya bırakıcaksın bunu. Saklasınlar. Ortalıkta görünmesin koca şey! Planda değişiklik olursa ararım. Yapma hemen. Solar sonra çiçekler. Bir de yüzük almak lazım tabiki. Yuhhhhh... Çiçeğe bu kadar verdik, lokantaya bu kadar vericez!!! Yahu yüzüğü neyle alıcaz!!! Olm biraz borç versene bana. Yüzüğe para kalmadı!!! Hmmmm... Yaaa bu yüzükle de olur mu ki!!! Altın da amma pahalıymış. Ne biliyim ben, hiç işim düşmedi ki kuyumcuya falan. Biz hep gümüş takılıyoduk! Neyse yaaaa.... Sen şunu ver işte. Gümüş için pahalı altın bir yüzük için çok ucuz... Şimdi geldik en zor kısmına. Gidip davet etmek lazım dimi. Uzun süredir gitmediğim okulumun yolunu tuttum tekrar. Nerden kalkıyodu lan bu minibüsler!!! Zor da olsa buldurdum okulu... Bu da iyi. Daha unutmamışım demek ki. Bir an bir önceki dikilişim ve terslenişim geldi aklıma. Ama bu sefer olmaz. Mutlaka gelmeli. Beni dinlemeli. Hayır da diyecek olsa, yine de gelmeli. Ben diyim diyeceğimi varsın o yine de beni kabul etmesin. Denedim de olmadı diycem en azından. Kötünün iyisi bu olur ancak. Evet ders bitti. Yine onunla!!! Çağırmalıyım. O yavşak ne diyebilir ki!
- Bir dakika gelir misin?
- Evet... Seni diliyorum. -Dakka bir gol bir!!! Moral mi kalır insanda!!! Söyle de işim gücüm var der gibiydi!"
- Ya ben şey diycektim - O kadar heyecanlıyım ki dilim dolanıyor o sırada -
- Ne diycektin? -Aslında iplemiyorum diyeceğini de hadi söyle bakalım!-
- Beraber bir yemek yesek, hem biraz konuşuruz. Olur mu ki? -Ezilip büzülme durumları hakim bende-
- Ne zaman? -Sanki gelecekmiş gibi!-
- Bu akşama ne dersin? -Bir ümit işte-
- Olabilir. -Bu aslında olmaz demek-
- Tamam şu saatte şurda bekliyor olacağım. -Çoooookkkk beklersin-
- Allah'a emanet ol. Görüşürüz.
Ve hemen uzaklaştım oradan. İşte kalbim o zaman atmaya başladı benim. Öyle hızlı çarpıyordu ki! Çok heyecanlıydım. Uçuyordum da! Kabul ediceğini bile düşünmüyordum aslında. Sürekli dua ettim. Nasıl dua edileceğini de bilmiyorum! Aklıma geleni, içimden geçeni söylüyorum işte. "Allah'ım nooolur bana yardım et. Biliyorum ben iyi bir kulun değilim. Ama yardımına çok ihtiyacım var. Noooolur. Heyecanımı yenmemde bana yardımcı ol. Dilim tutulmasın mesela. Ne biliyim işte... Yardımına çok ihtiyacım var. Yalvarıyorum Sana...". Karşımda oturuyor olması, beni dinliyor olması bile bana yetecekti. Kendime gelecektim. Ben yapmam gerekeni yaptım diyecektim. Ayaklanmalıydım artık. Biri bir el atmalıydı hayatıma. Normal olabilmek ne büyük bir nimetmiş! Keşke daha iyisini yapabilseydim. Herşeyin daha iyisini yapabilmeyi isterdim. Keşke, keşke...