Öyle bir dip yaptım ki! Sorma gitsin... Yerin dibine bir girdim, çıkmak için çırpındıkça daha da dibe vurdum. Ne olmuştu? Hiç...!!! Koca bir hiç...!!! Bu "Hiç" nasıl anlatılır ki? Bu hiç-liğin sonu nasıl oldu da aşka gitti ki? Platonikliğin de ötesinde. Birşeylerin yaşanıp yaşanmadığı bile belli olmayan garip bir platoniklik!!! Çok istememe rağmen gözünün içine bakamadığım bir platoniklik bu! Karşısına geçipte "Bu yavşak Seni harcar!" diyemediğim, demeye çalıştığımda da terslendiğim, platonik bir aşk! Her gün gözümün önünde eriyip giden bir aşk! Ne olmuştu ki? Neden bu kadar sinirliydi? Nedenler, niçinler kafamın bir yerinde dolana dursun, izlemek, baka kalmak, seyirci olmak ne kadar zor bir iş! Sonunu bile bile lades'i eline almak gibi...! Bir süre terslendikten sonra vazgeçmeye zorladım kendimi. O saatten sonra oturup konuşsan ne olacaktı ki? Sevgilisi gibi davrandığı şahsın arkasından atıp tutmakla çözülürmüydü bu iş! Hem de ben söyliycem! İnanırmıydı ki? Bana Ben onu seviyorum derken?!!! Bana kim inanırdı ki? "Hadi len... Ne kadar kötü kalpli bir adamsın. Şu şeker gibi adam hakkında neler söylüyosun! Benim sevgilim o dediklerini yapmaz! Sen her çekemediğin adama böyle yakıştırmalar mı yaparsın? Arkasından böyle kötü mü konuşursun? Hem sen kimsin ki.... Zzzzzzz...." dese mesela! Ne diycektim. Gerçi dinlemedi bile. Bu hayatta herkes kendi hatalarıyla yaşar dimi? Aynen benim gibi! Yapıcağım şey belliydi. Seyretmiycektim olanları. Umurumda olmayacaktı hatta... Öyle kenara sıkıştım ki. Bir yanda herşeyden çok sevdiğim bir insan dururken, Onun kandırılışını izlemek zorunda kalmam ne kadar acı vericiydi!!! Ne büyük eziyetti. Kendime eziyet etmeyecektim. Tamam ben böyle karar verdim ama insan böyle olsun diyince olmuyo ki! Bunu bir de birilerinin gönlüme anlatması gerekiyordu! Hiç söz dinlemez mi bu velet!!! Belki de doğrusu zorla da olsa bir kenara çekip, bu adam bu işte... diye anlatmaktı. Denedim. Kendimce çok çaba sarfettim. Ama terslenmekten, keyifsizliği yüzünden belli olan bir suratla yüzleşmekten bıkmıştım. İçimden bir ses diyordu ki "Belli ki sana yar olmayacak!". Gönlümün sesini bastırmalıydım! Daha ne diye hatırlatıyorsun ki bana! Ben hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim.
Sen hiç görmedin, sonu baştan yazılmış... Bitti... Bitti.. Bitti kelimelerim... Evet aynen böyle işte. Unutmaya çalışmak bile ne kadar zorladı beni. Hayatımdan vazgeçmek zorunda kaldım. Yapmam gereken birçok şeyi yapmamam gerekiyordu. Görünce yolumu değiştirmeli, göz göze gelmemeli, hakkında iyi yada kötü hiçbirşey duymamalıydım. Arkadaşlarımı değiştirmeliydim mesela. Sadece benim unutma çabam yetmiyordu, bilenlere de unutturmalıydım. Ben unutucam diyince unutulmuyor malesef. İllaki hatırlatanlar oluyor. İyi niyetli olduklarını bilsem de, Onun hakkında kötü birşey söyleyenmesine dayanamıyordum. Bana tekrar ve tekrar hatırlattıkları için ayrı, beni gaza getirdikleri için ayrı sinir oluyordum. Bu sebepten dolayı bir çok arkadaşımı öyle kötü tersledim ki! Hatta haddime olmadan birkaçının üzerine bile yürüdüğümü hatırlıyorum. "Sus lan suuuuussss!!!...". Onun başına kötü birşey geldiğini duysam dayanamazdım ki! Ortalığı ayağa kaldırırdım. Ama kaldırmamalıydım da aynı zamanda. Aklım orda olursa nasıl unuturdum ki!!! En sonunda gözlerimi kapadım, kulaklarımı tıkadım! Başka yolu yoktu. Ruh gibi yaşadım bir süre. Ne geldiğimi duyarsın, ne de gittiğimi. Yalnız takılırım ben!!! O an için yalnızlık iyi bir çözüm gibi görünse de sonrasında daha büyük facialara yol açtı! Sosyallik sıfır, o kadar konuşan benin ağzından bir kelime çıkması için uğraşmalısın. Yoksa hiçbir şey duyamazsın! Yok uğraşmıyım dersen, sen bana bakarsın ben de sana bakıp hayallere dalarım!!! İşte bu durum ve karmaşa zaten dipte olan beni iyice yerin dibine sokmuş, benliğimi benden almış, psikopatlık derecesinde anti sosyal biri yapmıştı. Yine günlerden bir gün oturmuş ve saçma sapan düşüncelere dalmışken, neredeyse ölümüme sebep olacak o kararı aldım. Sanki çok önemli bir doğa kanunu bulmuş gibi gözlerim parıldadı. Başımın üstünde yanan ampulün watt'ının kaç olduğu belli değil!!! "Düşün bakalım. Sence O nasıl birisini ister. Sen zaten sen değilsin artık. Bir de Onun isteyebileceği bir tipe bürün bakalım ne olacak. Sonra da öyle bir hareket yap ki boş olmadığını ve ne kadar ciddi olduğunu anlasın.". Hmmmm... Peki ne yapmalı? Evet... Buldummmm... Ben bu kızı seviyorum dimi? Evet. Hala seviyo muyum? Evet. Bu gidişle delirecek miyim? Evet. Sanki çok normalim de!!! Deliriceğimi düşünüyorum! Ama doğru. İnsan ne kadar anormal olursa olsun, emin ol daha da anormali var bu işin! Peki ne yapmalıyım? Tabiki evlenme teklif edicem. Daha ciddi ne yapabilirm ki!!! Şimdi biraz silkelen. Kendine gel. Git bi traş falan ol. O saçların hali ne öyle yaaa.... Papaz gibi olmuşsun. Git üstüne bişeyler al. Sen ne zamandır yıkanmıyosun dimi!!! Ayyyyyyy.... Pis herif!!! Allandım, pullandım, süslendim, yıkandım... Buyrun efendim, afiyetle öldürebilirsiniz. Namaz kılmaya başladım. Öyle çok sarıldım ki dine... İyiki de sarılmışım. Hala hayattaysam, bunun sebebi işte böyle yapmamdır. Allah affetsin. Evet, kendimizi hazırladık. Daha tam kıvama gelemesek te, Onun isteklerine yakın olmuşumdur düşüncesi belirmeye başladı kafamda. Şimdi bir de organizasyon yapmak lazım. Biraz da para lazım tabiki. Hmmmm... Evet, evet öncelikle güzel bir çiçek yaptıralım. İçki kullanmıyorum. Şampanyasına iple salamam yani yüzüğü!!! Ben Sana evlenme teklif ediyorum da kabul etme diye böyle yaptım demiş olurum! Tamam, ben baştan mevkiyi belirliyim. Şu lokanta gayet şık. Evet oraya gitmeliyiz. Zaten bir kere orda yemek yemiştik. İyi bence. Hem sahibini de tanıyorum. Şu masa nın yeri güzel. Bu masayı bana ayırın. Şimdi masanın enini boyunu bir ölçeyim bakayım. "Napçaksın olm masayı ölçüp?"... "Üstünde kıvırıcam da sığar mıyım diye bakıyorum! Napıyım olm. Masa kadar çiçek yaptırıcam işte." Şimdi çiçekçiye gidelim. Evet şu çiçekler güzelmiş bunlardan koy. Biraz da şunlardan. Elini korkak alıştırma yahu. Koysana şunları da!!! Tam ortasına da şöyle bişey dik. Yüzüğü oraya koyucam. Tamam sen bunu hazırla ben lokantayla da görüşeyim tekrar. Bak şu gün tam şu saatte oraya bırakıcaksın bunu. Saklasınlar. Ortalıkta görünmesin koca şey! Planda değişiklik olursa ararım. Yapma hemen. Solar sonra çiçekler. Bir de yüzük almak lazım tabiki. Yuhhhhh... Çiçeğe bu kadar verdik, lokantaya bu kadar vericez!!! Yahu yüzüğü neyle alıcaz!!! Olm biraz borç versene bana. Yüzüğe para kalmadı!!! Hmmmm... Yaaa bu yüzükle de olur mu ki!!! Altın da amma pahalıymış. Ne biliyim ben, hiç işim düşmedi ki kuyumcuya falan. Biz hep gümüş takılıyoduk! Neyse yaaaa.... Sen şunu ver işte. Gümüş için pahalı altın bir yüzük için çok ucuz... Şimdi geldik en zor kısmına. Gidip davet etmek lazım dimi. Uzun süredir gitmediğim okulumun yolunu tuttum tekrar. Nerden kalkıyodu lan bu minibüsler!!! Zor da olsa buldurdum okulu... Bu da iyi. Daha unutmamışım demek ki. Bir an bir önceki dikilişim ve terslenişim geldi aklıma. Ama bu sefer olmaz. Mutlaka gelmeli. Beni dinlemeli. Hayır da diyecek olsa, yine de gelmeli. Ben diyim diyeceğimi varsın o yine de beni kabul etmesin. Denedim de olmadı diycem en azından. Kötünün iyisi bu olur ancak. Evet ders bitti. Yine onunla!!! Çağırmalıyım. O yavşak ne diyebilir ki!
- Bir dakika gelir misin?
- Evet... Seni diliyorum. -Dakka bir gol bir!!! Moral mi kalır insanda!!! Söyle de işim gücüm var der gibiydi!"
- Ya ben şey diycektim - O kadar heyecanlıyım ki dilim dolanıyor o sırada -
- Ne diycektin? -Aslında iplemiyorum diyeceğini de hadi söyle bakalım!-
- Beraber bir yemek yesek, hem biraz konuşuruz. Olur mu ki? -Ezilip büzülme durumları hakim bende-
- Ne zaman? -Sanki gelecekmiş gibi!-
- Bu akşama ne dersin? -Bir ümit işte-
- Olabilir. -Bu aslında olmaz demek-
- Tamam şu saatte şurda bekliyor olacağım. -Çoooookkkk beklersin-
- Allah'a emanet ol. Görüşürüz.
Ve hemen uzaklaştım oradan. İşte kalbim o zaman atmaya başladı benim. Öyle hızlı çarpıyordu ki! Çok heyecanlıydım. Uçuyordum da! Kabul ediceğini bile düşünmüyordum aslında. Sürekli dua ettim. Nasıl dua edileceğini de bilmiyorum! Aklıma geleni, içimden geçeni söylüyorum işte. "Allah'ım nooolur bana yardım et. Biliyorum ben iyi bir kulun değilim. Ama yardımına çok ihtiyacım var. Noooolur. Heyecanımı yenmemde bana yardımcı ol. Dilim tutulmasın mesela. Ne biliyim işte... Yardımına çok ihtiyacım var. Yalvarıyorum Sana...". Karşımda oturuyor olması, beni dinliyor olması bile bana yetecekti. Kendime gelecektim. Ben yapmam gerekeni yaptım diyecektim. Ayaklanmalıydım artık. Biri bir el atmalıydı hayatıma. Normal olabilmek ne büyük bir nimetmiş! Keşke daha iyisini yapabilseydim. Herşeyin daha iyisini yapabilmeyi isterdim. Keşke, keşke...
Bu ne derken hikayenin geçmişi de olduğunu fark ettim. Kardeş sende dizilerdeki gibi en heyecanlı yerinde kesmişsin.
YanıtlaSil